ara

Sevda Sen

@sevdasen

2 8.5
Kitap: Izabel
Puan: 8
İlk kitabı beğenmiştim aslında ama yazım hataları beni soğutmuştu o kadar çoktu ki neyseki bu kitapta yoktu. daha fazla derinlere ineceklerini sanmıştım ama yine biraz üstten geçildi sanki ama sonlara doğru iyice açıldı en çok o kısımları sevdim başta kitabın içine biraz zor girdim çok yüzeysel geldi ama iyi topladı 3.kitap daha iyi olucak diye umuyorum
384 karakter
0 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

dila boran

@dila-boran

1 8.3
Puan: 9
beğendim
güzel bi diziydi beğendim ama açıkcası daha çok şey bekliyordum
70 karakter
0 beğen · 0 yorum · dizi inceleme

dila boran

@dila-boran

2 8.5
Dizi: Skins
Puan: 8
yani güzeldi aslında ama ben çok daha iyi beklerdim herkes daha güzel olduğunu anlatırdı
95 karakter
0 beğen · 0 yorum · dizi inceleme

dila boran

@dila-boran

1 8.7
Dizi: Seinfeld
Puan: 3
hayal kırıklığı
çok büyük umutlarla izlemeye başladım ama umduğumu bulamadım
67 karakter
0 beğen · 0 yorum · dizi inceleme

NERGİS

@nergis488

1 10.0
Puan: 10
Kayıp Kurban / Ayla Koca
#kitapyorumu
#kayıpkurban

Polisiye yazan bir Türk yazar!!! Ön yargıları mı az çok bilen bilir bu konuda. Özellikle polisiye-gerilim konusunda çok fazla ön yargım var Türk yazarlar için. Ancak gerçekten bu kitap bana yok artık dedirtti. Gerçekten çok geç okumuş olduğum için üzüldüm :( İçim katılan katılan okudum. Yasemin ahh Yasemin. Kitap geçmişle başlıyor ve öyle güzel başlıyor ki ( ve ön yargılıyım ya oda var yalan yok :) ) içim gitti. SARILMAK kelimesi kitabı kapattığımda daha bir anlamlı geldi bana ve sıkıca sarıldım kitabıma Yasemine sarılır gibi :(

Yasemin yaşadığı kötü çocukluktan sonra evlatlık olarak yanında kaldığı polis babası ve ev hanımı olan annesi ile yaşamaya başlar. Ancak yaşamak denirse.... Her üzüldüğünde sadece köşeye sinip sayı sayan Yasemin okulda da çok başarılı bir matematikçi olur. Ancak babasının mesleğine olan ilgisi ve bir gece babası ile gitmek zorunda kaldığı cinayet mahallinde olan tuhaf olaylar onu polis mesleğine iter ve komser yardımcısı olur... Buraya kadar olan kısım sıkmıyor. Kısa ve öz bir şekilde gereksiz betimleme, diyalog olmadan geçiyor.... Veee sonra bir gece mesaisi bitmek üzereyken aldıkları ihbar ile cinnet geçiren bir adamı durdurmaya giderler. Olaylar orada patlar ve sonrasında Allahhh Allah diye diye yazar her sayfada ağzımı açık bıraktı :)

Ayy kaptırdım kendimi gidiyorum. Sopi vermek istemiyorum ama anlatmakta istiyorum :) Son olarak şunu söyleyim bari :) Yasemin ölüleri duyabiliyor ve ölüm anlarını hissedebiliyor, görebiliyor... Üstelik bir seri katil onu tanıyor ve özellikle Yaşamının onu yakalaması için ona gizli ip uçları bırakıyor. Katil mi suçlu? Ölenler mi suçlu?
Ayy bide arada katilimizin gözünden okuyoruz olayları oda ayrı bir insanın tüylerini diken diken etti :)
Tek "keşke" diyeceğim şey bu cinayet sırasında daha fazla ayrıntı verebilirdi yazarımız :) Ama tadındaydı " enemmm naptın sen " diye söylendim katile valla ama arada " eline sağlık yavrummm " bile dedim :)

Ayla canım yazarım. Çok geç buldum seni çoook çoook özürdilerim. Ama her duyguyu yaşadım kitapta. En çokta SARILMANIN önemini daha iyi anladım. Kalemine yüreğine sağlık <3

Neyse lafın kısası bu sayfa sayesinde Türk yazarı okumaya devam :D
2411 karakter
1 beğen · 1 yorum · kitap inceleme
Zeynep Şen (@zeynep-sen965)
Yorumu kitaptan bi sayfa gibi okudum heyecanla. Kitap nasıl heyecan veriyordur kim bilir. :) 2 sa

Leyla Yargı Man.

@leyla-yargi-mantar

1 10.0
Puan: 10
Çok Başarılı
Yer ve zaman aynı olsa da herkesin kendi hikayesi vardır. Yazar bir daha karşılaşma olasılığı çok düşük olan bir uçak dolusu insanı zihninde bir yolculuğa çıkarmış. Zaten hayatta bir yolculuk değil mi? Yolcusu değişen ama yolu değişmeyen! Yolculuk boyunca hikayelerini anlatan yolcuların hikayelerini çok ince bir iplikle birbirine bağlamayı başaran yazar alışılmışın dışında bir tarz sergilemiş. Psikolog olan Ayşe Özgener mesleki bilgi ve deneyimlerini de bu hikayeler arasına öyle güzel yerleştirmiş ki farkında olmadan kendinizi karakter analizi yaparken veya psikolojik çatışmaları çözümlerken buluyorsunuz. Psikolojiye ilgi duyan duymayan herkesin okuyup kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap diyebilirim. Genç yazarın ilk kitabı olmasına rağmen çok başarılı buldum.
845 karakter
1 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Ahmet ÖZAYSIN

@ahmet-ozaysin

1 7.0
Puan: 7
Panoptik Bela / Kadir Daniş
Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen ve sonunda elime alıp okuyabildiğim bir kitaptan bahsedeceğim. Panotik Bela Bir Osmanlı Dedektifinin Fevkalade Maceraları. Hem tarih hem de polisiye seven biri olarak bu isim benim için ilgi çekiciydi. Özellikle de “panoptik” kelimesi tuhaf bir kitap okuyacağıma dair bir ipucu veriyordu.
Okuduktan sonra beklediğimden daha fazlasıyla karşılaştım. Zira içinde tarih ve polisiye ile birlikte fantastik öğeler, bilim kurgu ve hatta mizah da var olduğunu görmek beni mutlu etti. Tüm bunlar eserde büyük bir beceri ile harmanlanmış.
Panoptik ne demektir bundan söz etmeyeceğim. Çünkü kitabı okumayanlar için çok ileri derecede bir spoiler olur. Romanda üç ana karakter var. Bunlar Yıldırım Agâh, Fuad Sani ve Muin Paşa. Ama asıl karakter Yıldırım Agâh. Fuad Sani onun hem arkadaşı hem yardımcısı. Muin Paşa ise hem arkadaşı hem de Zaptiye Nazırı olarak onun amiri.
Yıldırım Agâh fevkalade zeki ve başarılı bir dedektif. Yazar kitap boyunca bazen dedektif bazen de hafiye olarak söz ediyor kendisinden. Dönem II. Abdülhamid Dönemi. Osmanlının payitahtında son derece ilginç ve gizemli olaylar meydana gelmektedir. Tüm bu olayları aydınlatmak zeki dedektifimiz Yıldırım Agâh ve ekibinin görevidir. Kitap boyunca dedektif ve ekibinin maceralarına tanık oluruz.
Dedektifimiz Yıldırım Agâh’ın dünyaca ünlü dedektif Sherlock Holmes ile bir hayli benzerlikleri var. Holmes gibi keskin bir zekâ, inanılmaz bir gözlem gücü ve maceralı bir özgeçmiş. Sadece bunlarla sınırlı değil benzerlikler. Dedektif Yıldırım Agâh fiziksel olarak da güçlü ve sağlıklı bir bedene sahip ve aynı zamanda birçok dövüş sanatına vakıf. Hatta Holmes gibi kötü bir alışkanlığı da var. Kafası çok dağınık olduğu durumlarda afyon kullanıyor.
Yıldırım Agâh da Holmes gibi bir insana bakar bakmaz onunla ilgili şaşırtıcı derecede doğru çıkarımlarda bulunabiliyor. Muin Paşa ile ilk tanışmasında Agâh Yıldırım ona, Yemen’in neresinden diye soruyor. Nereli olduğunu bilmesine çok şaşıran Muin Paşa nasıl anladınız diye soruyor ve dedektif ona şöyle cevap veriyor.
“Gözlem yeteneğim kuvvetlidir, evvelallah. Ten rengin, sakalının seyrekliği, endamın vesair bazı zahiri özelliklerin Arap olduğunu gösteriyordu. Türkçe öğrenen Araplar, ayın harfini kullanmamayı çabuk öğrenseler de ha sesini çıkarmaktan kolay kolay vazgeçemezler. Eh, alışkanlık. Sen Muin’in ayın’ını çatlatmadın, ama kulaklarım merhaba’nın ha’sındaki hançereyi derhal yakaladı. Arap olduğunu kesinleştirdikten sonra memleketini araştırmaya geçtim. Sol elinin üstündeki dövme tanıdık geldi. Bu dövmeyi çocuklarını diplomatik rehine olarak İstanbul’a gönderen Yemen emirleri, evlatlarına güya özlerini unutmamaları için yaptırır. Nasıl peki, sen özünü unuttun mu? Niçin geri dönmedin?” (S. 65)
Ayrıca yine Holmes’a benzer şekilde kendisini verebileceği çetrefilli ve gizem dolu soruşturmalar olmadığında sıkıntıdan patlıyor. Hayat onun için çekilmez hale geliyor. Sürekli kendini geliştirmezse ve yenilemezse rahatsız oluyor ve her daim bir şeylerin peşinde koşturup duruyor.
Tüm bunlara rağmen Yıldırım Agâh, tümüyle bir Holmes kopyası değil. Her şeyden önce bizden biri. Daha doğulu, daha sıcakkanlı. Zaman zaman küstahlaşsa da insanları seviyor, onlara değer veriyor, hatta kimi zaman fedakârlıklarda bulunuyor. Hayata bakışı çok daha farklı, kendisine has bir dünya görüşü var ve çok daha entelektüel. Önemli farklardan biri de bir hayli matrak bir adam olması. Yazar yerli bir Holmes yaratmış ama onu güzelce şekillendirmiş. Hamuruna yeni malzemeler katmış. Bana göre ortaya hoş ve sempatik bir karakter çıkmış. Hatta hakkını vererek beyaz perdeye uyarlasalar tadından yenmez diyebilirim.
Roman sadece polisiye vakalardan ibaret değil. Büyücüler, cadılar, cinler, vampirler var. Esrarengiz tarikatlar var. Arsen Lüpen roman karakterleri var. Hadiseler genellikle İstanbul’da olup bitse de Paris’te Bağdat’ta geçen bölümler var. Var da var yani.
Hayata dair enteresan yorumlar var.
“Ehlince malumdur ki insan kendi çapınca var etmeye, hammaddeden yeni bir suret çıkarmaya kadirdir. Saf yaratılış neticesi, yokluk denen kesif kaostan muntazam, sahib-ül mizan şu kâinat çıktığı gibi âdemoğlu da iman tahtasına çöreklenen anlamsızlıkların dünyasında sanat, esatir, felsefe gibi vesilelerle düzen arayışı içindedir. Amenna, bu bilinmektedir. Fakat hafiyeye göre hayvan-ı natıkanın nizam tutkusu yalnız güzele, yüceye, üstüne koştuğu sahalar olan böyle zekâvet meydanlarında tecelli ve tezahür etmez. En süfli, en muzır meşgalelerde dahi bu kutsi seyr-ü sülukun pırıltılarına rastlarız. Mesela kumar! Dedektifin fikrince kumarbazlar da asıllarını, içlerindeki ezeli cevheri ve cihan nam şu gebergaha ne halt etmeye geldiklerini aramaktadır. Velev ki farkında olmayanlar! Rulet masasının etrafına dizilmiş şu sefillere bi bakınız; sanki insan yazgısına dair gayet basit bir piyesi temsil etmektedirler. Pazusu bütün pehlivanların kollarından güçlü felek, bir ayna mesabesinde olan rulet çarkında tecessüm eder. İsimsiz ellerce tekerleğe fırlatılan miniminnacık, kudretsiz top ise beşerin remzidir. İnsanla bu topçuk kader arkadaşıdır. İkisi de hayat sahalarına fırlatılmış, manevraları kendi kontrollerinin dışında yuvarlanır ve ikisi de hangi deliğe düşeceğinden haberdar değildir.” (S. 122)
Kitap hakkında belirtmem gereken önemli bir nokta ise bol miktarda Osmanlı Türkçesi sözcük içermesi. Açıkçası şimdiki gençlerin durumunu göz önünde bulundurursak birçoğu sözlük yardımıyla bile anlamakta zorluk çekeceklerdir. Bu elbette gençlerin ayıbı. Hazır sözcükler demişken söyleyeyim, yazarın kelime seçimleri, kullandığı tamlamalar ve tasvirler, yaptığı tarihi göndermeler gibi birçok sebep bana üslup olarak İhsan Oktay Anar’ı anımsattı. Anar çok sevdiğim bir yazar olduğundan bu benzerlik kitabın bir başka güzel yönü oldu benim için.
Osmanlının son yıllarında geçen macera dolu, sürükleyici, gizemli, fantastik ve eğlenceli bir polisiye yolculuğa çıkmak isterseniz bu kitabı mutlaka okuyun.
http://www.kitapvedusunce.com/
6522 karakter
3 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Kübra Öznur ÇEL.

@kbroznrclk

2 9.1
Puan: 2
Ne yazık ki bir popüler kültür ziyanı daha benim gözümde. Yani bu kadar abartılacak ne var bilemiyorum ama emeğe haksızlık etmek de istemiyorum.
Gökyüzüne not adlı bu kitap , adında da geçtiği gibi gökyüzüne bırakılan notlardan oluşuyor. Hani şu #gokyuzunenot etiketleriyle paylaşılan facebook, twitter gibi sosyal medya akımına ayak uydurulabilmesi için yazılan yazılar. Yazar bununla da kalmamış içeriğinde bu akımı nasıl sürükleyebiliriz onu da tarif etmiş. Bi not yaz , gökyüzüne doğru tut , resmini çek ve paylaş.. Bence güzel reklam :/
Şimdi konuya ilişkin pek bir şey yazamayacağım. Çünkü bir aşk hikayesi diye belirtilmiş. Tabi kime göre neye göre..
Ayrıca nasıl bu kadar hızlı okuduğuma da gelirsek o kadar da zor değil. Çünkü 216 sayfa olarak belirtilen bu kitapta yazı karakterleri kocaman, sayfalar ve paragraf araları uçurumlarla dolu. Yani normal kitap standartlarına getirip sıkıştırırsak 70-80 sayfalık bir kitap haline gelir. Benim hızlı okumamla alakalı bir durum değil.
Özüne gelirsek de beğenmedim. Zaten kitapyurdundan hediye olarak gönderilmeseydi de pek merak edip de alacağımı düşünmem. Okumak isteyen okusun çünkü zaman kaybı bile olmaz. Bir nefeste biter.
1285 karakter
2 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Ayşenur Kurt

@aysenur-kurt

1 10.0
Puan: 10
Heinrich Böll'ün okuduğum 3. kitabı. Bu kitapta ve "Fotoğrafta Kadın da vardı" kitabında hissettiklerim birbirine çok yakın duygular. Orda Leni burda Robert. ve fonda 2. dünya savaşı.. burda nazizme biraz daha fazla değinilmiş. ve bana göre bir savaş bu kadar başarılı "fon" yapılabilir.
Ayrıca kurgu çok başarılı. İki kitap da benim "puzzle" tabir ettiğim şekilde kurgulanmış. ama bu tarz "dokuz buçukta bilardo" da daha belirgin.
EK 1
sonuç olarak bence muhteşem bir kitap. 8 sa
475 karakter
3 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Asphodel Sakini.

@asphodel-sakini

23 8.6
Film: Amelie
Bazı insanların takıntılarını yük olarak gördüğünü varsayıp, diğer bazı insanların ise bu takıntılarıyla mutlu olunabildiğini bize gösteren bir film. Bazı insanlar için yaratılmış.

Sadece Yann Tiersen dinlemek için bile izlenebilir. Filmin aksine bu müzikler gerçekten içinizi ısıtıyor. Filmin aksine diyorum çünkü en küçük ve en alakasız olabilecek herhangi şeyden mutlu olan Amelie tarafından bakmadığımızda, diğer karakterleri incelediğimizde aslında bu hikayenin o kadar da mutluluk saçmadığını fark ediyoruz.

Müzikleriyle yolunu bulmuş bir film. Yolunuzun bir kere kesişmesinde sanırım hiçbir sakınca yok.
4 beğen · 0 yorum · film inceleme